Yazar Ayşe Bağcivan: “Öykü; bana sınırsız bir dünyanın kapılarını açtı”

Önce kısa hikayelerle okuyucusunun takdirini kazanan Ayşe Bağcıvan, Hece yayınlarından çıkan uzun öykü kitabı olan Alim ile sevenlerini selamladı. Gerçek yaşam ve kurgu ile harmanlanan kitap öyle sevildi ki kısa bir süre içinde aranan bir kitap durumuna geldi. Sevgili yazar Ayşe Bağcıvan ile kitap ve kahramanlarıyla ilgili sizler için Ahmet Dur bir röportaj gerçekleştirdi.

Önce kısa hikayelerle okuyucusunun takdirini kazanan Ayşe Bağcıvan, Hece yayınlarından çıkan uzun öykü kitabı olan Alim ile sevenlerini selamladı. Gerçek yaşam ve kurgu ile harmanlanan kitap öyle sevildi ki kısa bir süre içinde aranan bir kitap durumuna geldi. Sevgili yazar Ayşe Bağcıvan ile kitap ve kahramanlarıyla ilgili sizler için Ahmet Dur bir röportaj gerçekleştirdi.

Ayşe Hanım merhaba. Hece Yayınlarından çıkan ilk kitabınız Alim, 2019 yılı Şubat ayında okurla buluştu. Sizi daha önceki yıllardan Hece Öykü dergisinde yayınladığınız kısa öykülerinizden tanıyoruz. Açıkçası ilk kitabınızın da kısa öykülerden oluşacağını tahmin ediyorduk. Neden kısa öykülerle değil de uzun bir öykü kitabı ile okuyucu karşısına çıktınız? Bilinçli bir tercih miydi? 

Merhaba. Evet, bilinçli bir tercihti. İlk kitabımın daha önce yayınlanmamış bir öykü olmasını istedim. İlk kitap heyecanımı, yeni uzun bir öykünün heyecanı ile birleştirmek, okurun karşısına bu şekilde çıkmak istedim.

 

Siz önce kısa öyküler yazıyordunuz. Yazdığınız kısa öykülerinizi kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?

Evet yazıyordum o kısa öykülerimi topladığım bir dosyam mevcut. Yakın bir zamanda yayınlanacağını düşünüyorum.

Daha önceki bir röportajınızda size öykü yazmayı öğreten kişinin Şair Vural Kaya olduğunu birlikte sıkı bir atölye çalışmasından sonra öykülerinizi yayınladığınızı söylüyorsunuz. Yayın hayatına girişinizi ve Vural Kaya ile olan çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Aslına bakarsanız Vural Hoca için kalem tutmayı öğreten kişi desek daha isabetli olur. Kendisi edebiyatın hemen her türüne hâkim ender ustalardan biri. Öykü yazmayı ya da öykü dünyasının içinde gezinmeyi ondan öğrendiğim için kendimi her zaman şanslı hissetmişimdir. Çünkü o sadece yazmayı değil öyküde var olabilmeyi de öğretti.  Vural Hoca yazı konusunda oldukça titiz ve disiplinli biri. Mesela eğer size haftada dört kitap okutup analizini istiyorsa mutlaka aynı hafta içinde de bir öykü ister. Beğenmediyse (ki genelde beğenmesi zordur.) en iyisini yazana kadar aynı hafta içinde tekrar yazmanızı ister. Hatta çok iyi hatırlıyorum iki gün boyunca geceli gündüzlü çalıştığım bir öykümü direkt silmemi istemişti. Ama iyi ki de sildirmiş, şimdi onun sayesinde eksik bulduğum bir öyküyü direkt silebiliyorum.  Bu arada beğenmediği her öykünün eksik taraflarını da ayrıntılı bir şekilde gösterdi. Tıpkı yeni yürümeye başlayan bir bebeğin her düşüşünde defalarca elinden tutup ayağa kaldıran bir ağabey gibi yılmadan, incitmeden yazılan her öyküdeki her cümleyi tek tek analiz ederek hep bir sonraki öykülerimi güzelleştirdi. Ufkumu genişletti.

Vural Hocam ile sadece okuma, analiz etme ve yazı çalışması yapmadık aynı zamanda sanatsal film izlemeleri ve yine izlenen filmlerin analizini de birlikte yaptık. Ve elbette izlenilen filimler sonrası yeni bir öykü. Vural Hoca öyküye ve yazmaya dair her şeyi büyük bir özveri ile öğretti.  Yaklaşık beş aylık sıkı bir çalışmadan sonra nihayet öykülerim için “Evet olmuş.” cümlesinden hemen sonra kendimde yeni öyküler yazabilecek cesareti buldum.  (Ki kendisi gerçekten zor beğenen bir ustadır. )Ve ilk öyküm “Annemin Zuhal Yıldızları” Hece Öykü dergisinde yayınlandı. Sonrasında da Hece Öykü dergisinde yazmaya devam ettim, ediyorum.

Öykünün sizdeki açılımı, sizi cezbeden yanı nedir? Neden bir başka edebi tür değil de öykü?

Ben öykünün en çok beni içinde gizlemesini, bana sınırsız bir dünyanın kapılarını açmasını sevdim.  O kapılardan girip olmuş olanı ya da olacak olanı veya yaşadıklarımdan kurtulmak istediklerimi ya da yaşanmasını dilediğim her bir olayı değiştirmeyi, yeniden yazmayı sevdim. Derin bir suya çöken karanlığı aydınlatan bir fener gibi parmaklarımın ucundaki dünyaları keşfettim öyküde. Karakterlerin iç dünyalarında gezinip sancılarına, açmazlarına kendi sancılarımı katmayı sevdim. Bazen onlarla birlikte haykırdım bazen onlarla birlikte yaşadım bazen de onların açmazlarında kayboldum. Fakat her bir karakterin öyküsünde aslında tekrardan var oldum.

Sanatın her türünde aslında kişi var olmak ister. Ben buradayım, demek için kendinden sıyrılıp bir eserde vücut bulmak için sanatını icra eder. Bir ressam fırçasını çoğu kez yaşanmışlıklarıyla örülü bir duvarın üzerinden hareket ettirir, içinde olanı fırçasından akıtır. Bir müzisyen belki insanların belki kendinin melodilerinden beslenerek belki de kendi iç melodisini notalara dökerek müziğini oluşturur. Bir yazar farklı hayatların kendi hayatına temas eden derinden etkilendiği gözlemlerini ya da ruhuna batan kıymıkları anlatır yazılarında. Her sanatçı kendini en özgür şekilde kendiyle bağdaşan bir sanatla ifade eder. Ben de öyküyle kendini ifade etmek isteyenlerdenim. Öykünün hayatın her anında oluşunu ve anları dondurmasını seviyorum. Mesela bir fotoğraf sanatçısının anları dondurup sonsuzlaştırması gibi ben de dondurduğum anları kendi cümlelerimle doldurup, gerçeği daha etkileyici ve olayları daha göz önünde yaşanır kılmayı seviyorum. Gerçek bir görüntüyü ya da zihnimdeki bir görüntüyü dilediğim gibi kurgulayıp, karakterlerin dünyalarından sunmayı seviyorum.

Alim için de iç dünyasında gezindiğiniz bir karakterdi diyebilir miyiz?

Alim, susmasını hiçbir zaman istemediğim bir karakterdi.

Bu öyküde bazen ben Ali’nin tercümanı oldum, duvarlara savurduğu yumruklarını kelimelere döktüm. Bazen de Ali benim tercümanım oldu, öfkemi, sancılarımı Amsterdam sokaklarında adımlarıyla ezdi.

Kitabınızda tıbbi terminolojiye ve psikiyatriye oldukça hâkimsiniz. Bu durum öykünün inandırıcılığını artırdığı gibi ciddi bir hazırlık sürecinden de geçtiğinizi düşündürüyor. Kitabınızın hazırlık sürecinden ve yazıya dökülmesinden bahseder misiniz?

 Öykü kurgusu bakımından bir akıl hastanesinde geçtiği için evet psikiyatriye ve tıbbi terminolojiye hâkim olmak zorundaydım. Özel bir hastanenin psikiyatri doktorlarıyla üç

ay boyunca her hafta kısa toplantılar düzenleyerek psikiyatrik hastalıklar hakkında ve bu hastalıklara yaklaşma şekli hakkında bilgiler aldım. Bu bilgileri de elimden geldiğince kitabımda doğru bir şekilde aktarmaya gayret gösterdim.

Yazmak çoğu zaman sancılı bir süreç. Öykünüzdeki karakterin kimliğine bürünmek ve o karakter gibi düşünebilmek, acısını hissedebilmek, sevinçlerine gülebilmek ve gözlerinden düşürmeye cesaret edemediğini boğazınızda hissetmek… Yazar aslında hem karakterini oluşturan hem de oluşturduğu karakteri yaşayan kişi. Bu, dekor karakterler için de ana karakterler için de aynı. Fakat bazen oluşturduğunuz karakter sizin önünüze geçer: klavyede kelimelerinizi dökmek için aradığınız harflerle parmaklarınızın ucuna araya girerek yazdıklarınıza ya da yazacaklarınıza müdahale eder. Kendi hikâyesini araya hiç kimseyi sokmadan kendi cümleleriyle ifade eder. Siz yanı başınıza dikilen karakterin söylediklerini yazmakla görevli bir yazı işçisi olursunuz sadece. Ali’de de böyle oldu. Ben sadece onun hikayesinden pencereleri küçük bir gecekondunun seyrine daldım.  O gecekondunun nemini ve çapaklı aydınlığını ruhumda yaşayarak dolandım odalarını. Ve son kez, açılmamak üzere kapanmış kapısına, pencerelerine çakılmış tahtalarına, çökmüş çatısına bakıp Ali’nin içinde taşıdığı çölü yağmurlarda ıslatarak ayrıldım gecekondunun yanından.

Biraz da kitabınızın final kısmı ile ilgili konuşmak istiyorum. Kitabınızın finalinde hiç beklenilmeyen bir sonla karşılaşıyoruz. Öyküye tam kendimizi kaptırmış ilerlerken son sayfa ters köşe yapıyor. Sizi böyle bir finale sürükleyen sebep nedir?

Gerçekle harmanlanmış kurgunun önüne bir başka kurgu ile geçmek istedim. Diledim ki hayaller gerçeklerin önüne geçsin. En azından bir kurguda gerçekler hayale yenik düşsün. Nemi, çapaklı  aydınlığı ve hani o her şeye sinen siyahı bir hayalin içinde erisin.

Samimi cevaplarınız için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

Avatar

Editör

En güzel haberleri oluşturur, düzenler ve siteye ekleyip, siz değerli okurlara sunarım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir