Ne günlere kaldık -1

Dünya hızlı bir değişim içinde. Herşey bir garip oldu. Ormanlar alev alev yanarken, bir yerlerde sular seller akıyor. Kuraklıktan göller inim inim inliyor, 5 metrelik dere yatağı, birdenbire 30 metreye ulaşıyor her tarafı sular basıyor.
Yaz mevsiminin ortasında, ceviz büyüklüğünde dolu yağıyor, çöllere kar düşüyor. Buzullar eriyor, atmosferimiz maalesef karbondioksit gazı ile kararıyor.
Sadece iklimler mi bozuldu. İnsanın kimyası da bir garip oldu. 2 yıldır yakamızı bırakmayan Covit-19 belâsı, şekil ve isim değiştirerek yoluna devam ediyor. Dünyanın her tarafında bitmek tükenmek bilmeyen bu salgın, milyonlarca insanın ölümüne yol açıyor.
250 milyonun yakasına yapışan virüs, yaklaşık 5 milyon insanı mezara koydu, koymaya da devam ediyor. Ancak daha bitmedi. Virüs, zamanla mutasyona uğrayarak Delta varyantı diye birşeyi oluşturdu, ardından da C.1.2 diye yeni bir belâyı yakamıza yapıştıdı.
Bir aşı muhabbeti de var ki evlere şenlik. Kurtuluşu aşıda bulanların yanı sıra aşıya karşı olanların mücadelesi hız kesmeden devam ediyor. Aşı konusunda o kadar çok iddia ortaya atıldı ki, kime inanacağımızı şaşırdık.
Yani dünya ve içinde yaşayanlar bir garip oldu. Ya Türkiye… İşte burada biraz durmak lazım. Maalesef Türk insanına da birşeyler oldu.
Özellikle TV programlarında hergün acaip acaip olaylara şahit oluyoruz. Canlı yayınlanan, bazısı polisiye, bazısı dramatik, çoğu da komik garip garip olayları izliyoruz.
Bir zamanlar televizyonun tek kanal ve siyah-beyaz olduğu dönemler, Dallas diye bir dizi vardı. Bir Amerikan ailesinin rezil, rüsva hayatlarını izledik. Kimin eli kimin cebinde bilinmezdi. Gayrimeşru ilişkiler, babası belli olmayan çocuklar, mutlu mutlu (!) bir hayat sürerdi o dizide.
Ve işin ilginç tarafı da, olaylara gülüp geçer, “Böyle şeyler ancak filmlerde olur” derdik.
Şimdi o ancak filmlerde olur dediğimiz olaylar, şimdi Türkiye’de oluyor.
Hangisini sayalım ki.
CNN Türk’ten bir haber: Gebze’de 3 kadın, beğendikleri erkeği, taksi ile kaçırmaya çalıştı.
Ne oluyor yahu. Önceleri kız kaçırılırdı, şimdi erkek kaçırılıyor. Kâbus gibi…
Adam çıkmış TV’de konuşuyor. “Karım beni en yakın arkadaşımla aldattı. Çocuk da benden değilmiş. Ama olsun, ne yapalım, olmuş bir kere” diyebiliyor. Karısı da “Barışsak bile ben yine aldatırım” diye gevrek gevrek sırıtıyor. Ve de bu rezilliği rayting diye TV’ler ballandıra ballandıra saatlerce yayınlıyor.
Meğerse ülkemde ne kadar gayrimeşru çocuk varmış. İstatistik vermeyeceğim ama annesinin veya babasının kim olduğunu bilmeyen sayısız çocuk var şu anda. Ya da, anne bildiği annesi değil, baba bildiği de babası değil. İnanılır gibi değil.
Ahlâksızlık dizboyu. Ar namus diye bir mefhum kalmamış. Aile yapısı çatır çatır çatlıyor. İmdat diye bağırmalıyız.
Genç kızlarımız, “Erkek arkadaşımla çok iyi anlaşıyoruz” diye aynı evi paylaşabiliyor. Erkekler, gömlek değiştiir gibi sevgili değiştiriyor. Bizim anne babalarımız da bu olaylara normal gözle bakıyor.
TV dizilerine bir bakın. Dizilerin ana teması aşk. 10 tane dizi varsa 9’unun adında “aşk” geçiyor. “Gizli aşk, Yer gök aşk, Aşkın tarifi, Yarım kalan Aşk… Aşk… Aşk… Aşk…”
Ve bu dizilerde Türk aile yapısına hiç mi hiç uymayan o kadar bozuk, sapık ve rezil konular işleniyor ki, şaşırmamak elde değil.
Alın elinize kumandayı. Kanal kanal dolaşın. Doğru dürüst birşey bulamazsınız.
Çocuk kanallarımız var bir hayli fazla. Çocukların izlediği bu kanallarda da aile yapısını bozmak için her türlü numara devreye sokulmuş. Bu kanallarda da reklam kuşakları var. Kadın petinden tutun da, bulaşık deterjanına kadar çocukları hiç ilgilendirmeyen reklamlar dönüyor durmadan.
Yani yazılacak o kadar çok şey var ki…
Siyasete bakın. Yalanlar, algı operasyonları havada uçuşuyor. Türkiye artık eski Türkiye değil. Eyvallah. Ancak bu Türkiye de bir garip oldu.
Haydi İktidarı beğenmiyorsunuz. Olabilir. İyi de olmayan yalanları, uydurma senaryolarla binbir çeşit tiyatroları oynamak da neyin nesi.
Adam elindeki soğan çuvalını yola saçarak “Üreticinin suçu ne? Biz nasıl geçineceğiz. Bu soğanı bir liradan da satamıyoruz. Açız, açıktayız” diyerek bir parti liderinin önünde şov yapıyor. O parti lideri de “Biz iktidara gelip sizi bu sıkıntılardan kurtaracağız” diye bol keseden atıyor. Ve bu tiyatro hemen sosyal medyaya yayılıyor. İşin ilginç yanı binlerce kişi tarafından beğeniliyor.
Sonra işin rengi belli oluyor. O üretici olduğunu söyleyen ve, “Açız, aç” diye bağıran şarlatanın foyası ortaya çıkıyor.
Birkaç tane evi olan, kira gelirinin yanısıra yüklü bir emeklilik maaşı olduğu ve hiç bir iş yapmadan yiyip içtiği açıklanıyor. Veee o utanmaz şarlatan yaptıkları için özür diliyor. Buyrun cenaze namazına. Bir de bu tiyatroyu sosyal medyada beğenenlerin yüzde 99’u sahte hesap çıkıyor.
Ne oluyoruz? Ne yapıyoruz, ne ara bozulduk böylesine…
Bitmedi. Bitmez…
Yazım oldukça uzadı. Sıkmamak için kesiyorum. Daha yazacak çok şey var ve yazacağım. Bekleyin…

Zakir Barutçu

Zakir Barutçu

Bu alana biyografinizi ekleyebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir