Bağlama kasabası

Şu pandemi dönemi, herkesi yedi bitirdi açıkçası. Yaklaşık iki yıl evlerimizden kolay kolay çıkamadık. Seyahat edemedik, sevdiklerimizle uzaktan uzağa, telefonla konuşabildik ya da mesajla hal hatır sorabildik.
Şimdilerde yavaş yavaş o geçmiş günlerin sıkıntılarını üzerimizden atmaya başladık. Okullar açıldı, yüzyüze eğitim başladı, esnaf dükkânını açtı, sokağa çıkma yasakları kalktı.
Tehlike tamamen geçmedi ama daha dikkatli hareket ederek, normal hayatımızı sürdürmeye başladık.
Akrabalarımızı ziyaret edebiliyor, sevdiklerimizle buluşup, birer çay içerken iki sohbet edebiliyoruz artık.
Bu arada ertelemek zorunda kaldığımız şehirlerarası seyahatlerimizi de yapabiliyoruz.
Eşimle bir güneydoğu seyahatimiz oldu bu dönemde. Ankara, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Afşin’e gittik özel aracımızla. Eş dost ziyareti, biraz da iki yıldır içimizde kalan seyahat edememenin sıkıntısını atmaktı hedefimiz.
Yorucu oldu ama güzel oldu, değdi yani.
Önceleri saatlerce dağ bayır dolaşılarak gidilen bölgelere, şimdilerde kısa bir süre içinde ulaşılabiliyor. Dağlar delik deşik edilmiş, asfalt yollar uçak pisti gibi olmuş. Gurur duymamak elde değil.
Ankara-Adana arasında öyle bir otoban yapılmış ki, istemeseniz de girmek zorunda kalıyorsunuz. Eh tabii parasını da takır takır ödüyorsunuz. Giderken ben de bu otoyola girmişim. Farkına varınca iş işten geçti tabii. Neyse, dikkat etmem lazımdı, mecbur yola devam ettik. Müthiş bir otoban olmuş. Yarış pisti gibi.
Gittik, gördük, gezdik vs. vs. Sonra dönüş yolculuğu başladı.
Ankara’ya doğru yola devam ederken, bir de ne göreyim, biz yine Ankara-Niğde otobanına girmemiş miyiz. Yani şu parası hayli yüklü olan otoban.
Her işte bir hayır vardır diyerek gaza basmaya devam ederken kafamda deli sorular.
Resmen tuzak kurulmuş gibi, ne kadar dikkat ederseniz edin, tabelalar sizi Niğde otobanına yönlendiriyor. Bu işi başaranları tebrik ediyorum. Normal yolda gittiğinizi zannederken, Niğde tabelasını görünce işin rengini anlıyorsunuz ama geçmiş olsun.
Neyse, bu güzel otobandan devam ederek Niğde’yi de görmüş olduk. Niğde’ye gelmişken Ihlara Vadisi’ni pas geçmek olmazdı. Aksaray’a doğru bir çıkış bulunca otobandan ayrıldım ve normal düz bir yola girdim. Anlatılmaz, müthiş güzel ve gizemli dağların yanından geçerken, iyi ki Niğde otobanına girmişim dedim kendi kendime. Çünkü geçtiğim yollardaki görsel şöleni bir daha ne zaman yaşayabilirdim ki?
Çok güzel yollar, sessiz, sakin… Arada bir tek tük araç gelip geçiyor yanımdan yöremden. Yolumuz uzadı uzamasına ama ne ben ne de eşim hiç sızlanmadık. Bilakis çok mutlu olduk. Yolculuğumuza başka bir güzellik geldi adeta.
Köylerden, beldelerden, yeşillikler arasındaki tarlalardan geçip gidiyorduk. Bir ara büyük bir yerleşim yerine geldik. Bir kasabaydı burası. Etrafta mısır tarlaları vardı. Eşime “Buranın herhalde mısırı meşhur” dedim. “Satan görürsen dur da alalım o zaman” dedi, ama yolda hiç bir Allah’ın kulu yoktu yani. Sonra kasabanın kalbi olan meydanına geldik. Karpuz, kavunla dolu bir kamyonetin başında toplanmış alışveriş yapan insanlar gördük. Ben yola devam ederken, eşim “Dur karpuz kavun alalım” dedi. Frene basıp durdum ve geri vitese takarak kamyonetin geldim, zaten fazla da gitmemiştim ama düşünün yol bomboş, ne gelen var ne giden…
Kasabanın meydanı fazla büyük bir yer değildi. Köşede bir kahvehane vardı ve tabii ki masalarda oturup çay içen 5-6 kasabalı, bize merakla bakıyorlardı. Ben arabadan inip, karpuzcunun yanına gelince, hemen hemen herkes “Hoşgeldiniz” dedi. Karpuz ve kavun yerli imiş, yani yörenin mahsulü.
Yanıma gelip hal hatır soran kişiye “Sizin mısırlarınız meşhur herhalde” dedim. “Evet” dedi, “Bizim kasabanın mısırı özeldir.”
“İyi ama mısır satan kimse yok ki alalım” dedim.
“Benim tarla 2 kilometre uzakta, hemen gidip getireyim” demez mi?
Ben olur mu olmaz mı diyecek oldum, “Hele siz yenge hanımla bir soluklanın, bizim kasabanın çayı da güzeldir” diyerek bizi misafir ettiler. Eşim de “Sizde domates de vardır” diyince, adam hemen oradaki başka birine “Damat telefon et, tarladan 4-5 kilo domates toplayıp getirsinler” dedi ve pikabına atlayıp hızla kayboldu.
Ben, eşimle birlikte, kahvehanenin önüne dizilmiş masalardan birine iliştik ve çaylarımızı yudumlamaya başladık. Çok mu çaysızlanmıştık, yoksa çay mı çok süperdi, bilemiyorum ama 4’er bardak çayı afiyetle içtik.
Sonra bizim mısırcı geldi. Tarladan topladığı 15-20 tane mısırı kucaklamıştı. Arabamın bagajına koyarken mısırları dedim ki “Çok getirmişsin, bize 5-6 tane yeterdi.”
Güldü, “Fazla olursa eşe dosta dağıtırsın” dedi. Borcumu sordum. Ne derse beğenirsiniz. “Bu söylediğini duymamış olayım.”
O arada motorsikletli bir genç elinde torbayla yanımıza dayandı. “Domatesleri getirdim” diyerek paketi bana uzattı.
“Kardeşim borcum nedir?” diye sorma gafletinde bulundum. Eliyle bana öyle bir hareket yaptı ki inanamazsınız. Sonra motoruna atladı ve çekti gitti. Ben şaşırmıştım. Adama ve damadına teşekkür edip, çayların parasını ödemek için kahveciye gittiğimde, “Ödendi” demez mi?
Yani “Biz yorgunuz, bu gece burada kalalım” desem, bizi misafir etmek için oradaki ümmeti Muhammed, birbirine girerdi.
Ey benim güzel insanlarım. Bu yazıyı sizin için kaleme aldım. Gönlü bol, misafirperver Anadolumuzun saf, temiz ve pırıl pırıl insanları. Hâlâ sizin var olmanız, geleceğimizin ne kadar parlak ve güzel olacağına olan ümidimizin güçlenmesini pekiştiriyor.
Yolunuz düşerse Niğde’nin BAĞLAMA KASABASI’na mutlaka uğrayıp, Anadolumuzun o mert, güzel ve pırıl pırıl insanlarıyla tanışın. Yavaş yavaş unutulmaya başlanan insanlığımızın daha ölmediğine şahit olacaksınız. Ben buna şahit oldum ve mutluluğumu da kelimelerle anlatmam mümkün değil.
Beni Niğde otobanına yönlendirenlere de teşekkür ediyorum. O otobana girmeseydim, ne Bağlama Kasabası’nı görecek, ne de o güzel insanlara rastlayamayacaktım. Bu yaşadıklarımı her fırsatta herkese anlatacağım. Sizler iyi ki varsınız, iyi ki sizleri tanıdım. İnşallah birgün yine karşılaşırız, ama bu sefer siz yolcu, ben de hancı olurum.

Avatar

Editör

En güzel haberleri oluşturur, düzenler ve siteye ekleyip, siz değerli okurlara sunarım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir