Bâbıâli’siz Bâbıâli

Bizim sevdamız, Bâbıâli’yi mahzun bırakmayacak bir sevda… Bizim sevdamız, Bâbıâli’yi en azından unutturmamak adına bir sevda…

Bâbıâli…

Hani çocukken kurulan hayaller vardır ya…

Hani bir şey düşlersin hep…

Hani her an o arzu ile büyürsün ya…

Benim için de Bâbıâli…

İşte öyle bir şeydi…

Rahmetli babacığım evimize iki günlük gazete ve iki tane de haftalık dergi alırdı. Dergilerden biri benim ve ağabeyim içindi. O yılların unutulmaz çocuk dergisi; Çocuk Haftası.

Rahmetli Oğuz Özdeş’in yönettiği süper bir dergi idi. Her haftayı iple çekerdik ağabeyimle ben, dergi gelsin diye…

Bir de o zamanların tek ve gerçekten muhteşem dergisi Hayat Mecmuası vardı. Baskı tekniği süper, kağıdı çok kaliteli ve tabii ki kadrosunda bulunan müthiş isimler…

Ben Çocuk Haftası’nı çok severdim ama Hayat Mecmuası benim için çok önemliydi. Nedense saatlerce o güzelim sayfaları inceler, resimlerine bakar, hayaller kurardım.

Kendimi, mecmuanın yayın yönetmeni rahmetli Hikmet Feridun Es’in yerine koyar, dergiyi ben yönetirdim hayalimde. Hatta zaman zaman, beğenmediğim bir konu veya fotoğrafı eleştirir, daha güzel şeyler düşlerdim kafamda.

Şevket Rado, Hayat Mecmuası’nın patronu idi. Hayalimde ona beğenmediğim veya istediğim şeyleri iletirdim. Çocukluk işte…

Gel gör ki…

Aradan yıllar geçti. Ben gazeteci oldum. Türkiye’nin en büyük gazetelerinde çalıştım. Ve hep hayalini kurduğum o yokuşu yıllarca tırmandım.

Ve bir gün, çocukluğumda kurduğum hayallerim gerçek oldu.

Hikmet Feridun Es’in çalışma odasında, onun koltuğunda, Hayat Mecmuası’nın başında buldum kendimi…

Evet dostlar…

Bâbıâli Sevdası, Allah’ın izniyle, benim hayallerimi gerçekleştirdi.

Bâbıâli Sevdası öyle bir sevda ki…

Ne parayla alınabilir, ne de kolay kazanılabilir.

Türkiye’nin kalbinin attığı yerdi Bâbıâli…

Çok önemli isimlerin geçtiği ve yetiştiği bir okuldu Bâbıâli.

Evimiz, yuvamız Bâbıâli idi…

Dostlarımızın, dostluklarımızın merkeziydi Bâbıâli…

Sonra bir gün…

Bâbıâli’den uzaklaştık. Sabah Gazetesi’nde bulduk kendimizi Mecidiyeköy’de…

Evet yeni bir heyecan, yeni bir gazete..

Ama Mecidiyeköy…

Nerdesin Bâbıâli…

Arkasından ikitelli…

Nerdesin Bâbıâli…

Ve sonrasında Sezen Aksu’nun şarkısı gibi.

Geberiyorum aşkından.

Kalmadı bende gururdan eser.

Ah Bâbıâli…

Şimdilerde…

Ne bir rotatif dönüyor Bâbıâli’de… Ne Bobinleri taşıyan kamyonlar var. Gece gündüz susmayan matbaaların gürültüsü… Kilişe kokuları… Hepsi mazi olmuş.

Çalıştığım o müthiş gazetelerin yerinde yeller esiyor.

Hürriyet’in binalarından biri halıcı, bir diğeri katlı otopark olarak hizmet veriyor.

Başbakanların, bakanların, ensesi kalın bürokratların fink attığı o binalarda şimdilerde otomobiller park ediyor, turistlere halı pazarlanıyor…

Ya Günaydın Gazetesi’ne ne demeli…

Türkiye’nin en müthiş gazetelerinden biriydi.

O kapıdan içeri girmek her babayiğidin harcı değildi.

Hükümetler kuran, iktidar deviren bir kuvvetin yönetildiği bina.

Bir ara otopark oldu, şimdilerde de yıkıldı yerinde otlar bitiyor…

Tercüman Gazetesi… Nerde hani. Esamesi bile okunmuyor.

Nuruosmaniye’nin göbeğinde çok ciddi bir gazete olan Milliyet…

Türkiye’nin önemli şahsiyetlerinin yazdığı, çizdiği, çalıştığı Milliyet…

Heyhat… Şimdi iş hanı oldu. Kafeteryalar, halıcılar, kuyumcular istila etti canım binayı…

Güneş Matbaası…

Bir çok günlük gazetenin basıldığı, adeta gazeteler fabrikası…

Aynı sokakta yayınlanan Son Havadis Gazetesi…

Sırtlarında sayfa taşıyan hamallar, koşuşturan heyecanlı gazeteciler…

Yok, yok, yok…

Yazacak o kadar çok şey varki…

Ama kelimeler değil, cümleler kifâyetsiz kalıyor…

Bizim sevdamız, Bâbıâli’yi mahzun bırakmayacak bir sevda…

Bizim sevdamız, Bâbıâli’yi en azından unutturmamak adına bir sevda…

Çok şeyler düşlüyoruz…

Hani, çocukken hayal ettiğin şeyler vardır ya…

Hani, istersin ki o hayaller gerçek olsun…

Şimdiler de de hayal ettiğimiz şeyler var.

Hani Bâbıâli nostaljik de olsa…

Bâbıâli olsa…

Hani yine o yokuşun, Bizim Yokuşumuz diyebileceğimiz, gazetelerin, dergilerin, matbaaların hissedildiği, bir Bâbıâli olsa…

Hayallerimiz…

İşte öyle bir şey…

Zakir Barutçu

Zakir Barutçu

Zakir Barutçu

Bu alana biyografinizi ekleyebilirsiniz.

1 Yorum “Bâbıâli’siz Bâbıâli”

  1. Dolu dolu anılar. Gerçek bir yaşamın kısa öyküsü. Okudukça heyecanlanıyor ve geçmişi özlüyorum. Ne mutlu sizlere o günleri yaşadınız ve bizlerden sonundan yakaladık. Yeni nesle Dedekorkut hikayeleri gibi geliyordur belkide.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir