Bâbıâli’de Bir Ney Ustası

Bâbıâli… Bir semt olmanın ötesinde bir muhit, yaşayış biçimi hatta bütünüyle hayatın ta kendisi. Sadece gazeteciler değil, birçok sanat erbabının da tırmandığı yokuşun bir üstadından söz edeceğiz. Yıllarca Ankara Caddesi’nde sanatı için çırpınan bir usta.
Rıfat Varol. O bir Neyzen ve ney ustası..

Bâbıâli… Yüce kapı… Hayata açılan bir yol, hayatı yaşatan bir kalp ve hayat veren bir sevgi… Bir semt olmanın ötesinde bir muhit, yaşayış biçimi hatta bütünüyle hayatın ta kendisi.

Attilâ İlhan’ın dediği gibi, “Türkiye’nin kalbi İstanbul’da, İstanbul’un kalbi Bâbıâli’de atar.”

Biz gazeteciler gözümüzü Bâbıâli’de açtık. Sirkeci’den, Cağaloğlu’na çıkan yokuş, bizim için bir hayat yolu idi. Türkiye’mizin kafası, ruhu ve kalbi olan Bâbıâli, sadece bir semt adı değil, düşüncelerin meşheri, ideolojilerin de pazarı.

Osmanlı’da yönetimin merkezi olan Bâbıâli, Cumhuriyet devrinde de önemini muhafaza etmiştir. Sadece gazeteciler mi? Bu semtle haşır neşir olmuş birçok meslek erbabı da Bâbıâli yokuşunu tırmanmıştır.

Bugün ne yazık ki Bâbıâli eski günlerini arıyor. Bir iki yayınevinin kaldığı, tüm gazetelerin göç ettiği mahsun bir semt.

Ama hâlâ o sokakları arşınlayan birçok gazeteci ve yazar var. Her sokağı buram buram tarih kokuyor. O koku hiç bitmeyecek İnşallah.

Dedik ya sadece gazeteciler değil, birçok sanat erbabının da tırmandığı yokuşun bir üstadından söz edeceğiz. Yıllarca Ankara Caddesi’nde sanatı için çırpınan bir usta.

Rıfat Varol.

O bir Neyzen ve ney ustası..

Manevi değerlerimizin sesi olan ney sazının yapılışı ve özellikleri ile ilgili merak edilenleri Bâbıâli’mizin neyzeni Rıfat Varol ile konuştuk.

Neyle ilk tanışmanız nasıl oldu?

1990’u yılların başında rahmetli Rifat dedemin Konya’ya helva kazanı almak için gideceğini duyunca hemen bu seyahate dâhil oldum. Konya’da ilk durağımız fatiha okumak ve niyazda bulunmak üzere Mevlana Hazretlerinin Türbesi (Dergâh-ı Şerif) oldu. Kubbe-i Hadra’yı görünce hissettiğim heyecan, şadırvanda aldığım abdestle bir kat daha artmış, türbeye girip kabr-i şerifi görünce zirveye ulaşmıştı. Bu esnada kubbelerden süzülüp gelen o fevkalade ses ile sarsıldığımı hissettim. Neyin ruhumu saran o etkileyici sadâsını tüm hücrelerimde hissetmiştim. Çocukluk yıllarımın en canlı anısı budur ve ne güzel bir anıdır ki başköşesinde Hz. Mevlana ve ney yer almaktadır. Neyle bizzat tanışmam ise fakülte yıllarıma rastlar. Halen Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi öğretim üyesi olan kıymetli hocam; hafız ve neyzen, Fatih Koca’nın fakültedeki odasında katıldım ilk ney meşklerine. Repertuvar, sazlarla toplu icra ve pek çok konuda istifade ettim hocamdan, hala da bu istifade devam etmektedir. Aynı zamanda Ankara radyosu neyzenlerinden rahmetli Ekrem Vural hocamın derslerine de devam ettim. Ekrem Hocam, geleneği tam anlamıyla temsil eden ve etrafındaki pek çok talebeye bunu aktarmayı üzerinde bir borç olarak gören nadir üstatlardandı. Yine bilgi ve sanatlarından istifade ettiğim Timuçin Çevikoğlu, Uğur Onuk, Celaleddin Biçer ve Kaan Birhekimoğlu abilerimi ve hocalarımı da hayırla yâd ediyorum.

Uzun zamandır ney açmaktasınız. Nasıl başladınız ney açmaya, ustanız oldu mu?

Aslını soracak olursanız, ney açmaya daha yeni başlamış gibi hissediyordum kendimi. Evet, 15 yıla yakın olmuş. Zaman nasıl geçiyor insan anlayamıyor. Ta ki geçenlerde bir neyzen arkadaşımızın 14 yıl önce benden aldığı bir neyin bakımını yaptırtmak için gelene kadar.

Ney açma hususunda ustanız oldu mu sorunuza gelince ise şunu söyleyebilirim; bizzat kendisiyle biri atölyede tam bir usta çırak ilişkisi içerisinde olduğum bir ustam olmadı. Bunun yanında kendisine ney açtığım, kamış seçimine, başpare formuna, iç açkısına, perde çapına vs. birlikte karar verdiğimiz ve fikir alışverişinde bulunduğumuz her neyzen benim için bir usta ve hoca olmuştur. Bu doğrultuda, daha iyiye ulaşmak için her yeni fikre, yönlendirmeye ve eleştiriye açığım.

Ney açarken nasıl bir yöntem kullanıyorsunuz?

Ney açkı usulü olarak klasik açkı sistemi olan 26 birim ve perdelerin bu birimlerden doğrudan açma yolunu değil de, Neyzen Niyazi Sayın hocamızın tarif ettiği, akordun tam olarak yakalanabilmesi için bazı perdeleri yukarı ya da aşağı doğru kaydırdığı sistemi kullanmaktayım.

İyi bir neyin özellikleri nedir?

İyi bir neyden bahsetmek için nitelikli bir kamış ve ona uygun tercihen boynuz bir başpare gereklidir. 9 boğumdan yapılan neyin her bir boğumunun diğerine orantılı olması beklenir. Kamış ney ne çok kalın ve etli ne de çok ince olmamalıdır.

Örneğin bir kız ney için 24-25 mm aralığı en uygun ölçüdür. Başparenin formu her neyzenin alışkanlıklarına göre değişse de içinde pürüzsüz bir hazne olmalıdır. Her iki uca takılan parazvane dediğimiz yüzükler ise ne çok kalın olup rezonansı engellemeli ne de çok ince olup mukavemeti azaltmamalıdır.

Ney bakımı hususunda tavsiyeleriniz nedir?

Neyin en güzel bakımı üflemektir. Üflendikçe neyin sesi oturur, içi de kararmaya başlar ve neyzenle birbirlerine ünsiyet kazanır. Ney belli aralıklarla da yağlanmalı ve itina ile muhafaza edilmelidir.

Ney icracısı yönünüz ney açmanıza nasıl bir katkı sağladı?

Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Diğer enstrümanlar için de mutlaka bu durum geçerlidir ama ney özelinde düşündüğümüz zaman, ney açan kişinin iyi seviyede bir icracı olması bir kaç kat daha önem arz ediyor. Öncelikle ney, akordu daha ney açılırken yapılan bir saz, başka telli enstrümanlar gibi her icra öncesi akordunu yeniden yapamıyorsunuz. Dolayısıyla neyi yapan kişinin daha ney yapılırken çok titiz davranması, açkının tam anlamıyla doğru yapılması en önde gelen husustur. Bununla birlikte her neyzenin üfleyişi de faklıdır. Kimisi bir miktar pest üflerken kimisi tiz üfler neyi. Sıklıkla söylenen bir söz vardır ve kesinlikle katılırım, “her neyzen kendine ney açabilmeli” denir. Ney almak isteyen neyzenin de, ney açılırken ustanın yanında bulunup açılan neyi deneme imkânı bulması, neyin akordunu deneyip kendi üfleyişine göre açtırabilmesi fayda sağlayacak bir husustur.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Eskiden yapılan neylerle günümüzdekiler arasında farklar neler?

Günümüz şartlarında, gerek malzemeye ulaşma gerekse teknik açıdan daha ileri bir noktada olduğumuzdan şüphem yok. Bunun yanında aynı hissiyatı manevi anlamda yakaladığımızı söyleyemem. Günümüzde neye karşı oluşan yoğun ilginin, manevi yanı yüksek olan bu sazı, popüler kültürün bir malzemesi haline getirmesinden endişe ediyorum.

Eskiler neydeki ilerlemelerini aynı zamanda manevi tekâmülleri ve seyr-i sülükleri ile birlikte sürdürmüşler.

Bugüne ulaşan ya da ulaşamayan pek çok güzel eser zuhur etmiş kendilerinden. Ne yazık ki seslerin günümüze nakli, yazılı bir eserin ya da bir mimari yapının nakli kadar eskiye gitmiyor. Elimizde Yenikapı Mevlevihane’si Şeyhi Abdülbâki Nasır Dede’nin kaleminden çıkma yazılı bir eser ulaşabilmiş ama iki asır önce aynı Mevlevihane’de icra edilen bir mukabelenin post taksimini duyabilme imkânımız yok maalesef.

Zaman zaman eski, meydan görmüş, Mevlevihane’den çıkma neyler bakım için atölyeye geliyor. Öylesine üflenmiş ki rengi koyu kahverengiye dönmüş, içi yanmış ve kararmış. Bazıları var ki, o kadar eskimiş ki üflemekten, size bir Mevlevi dervişinin bütün ömrü boyunca her sırrını sanki o kamışa fısıldadığını düşündürüyor.

Eskiden neylerin içi kızgın bir şişle dağlanarak açılırmış. Ben de zaman zaman isteyen olduğunda bu şekilde açıyorum.

Akortları da muhtemelen başka bir neyin sesi esas kabul edilerek yapılırmış ve diğer sazlar da neyin akorduna göre akortlarını çekerlermiş.

Bugün müzelerde görme şansımız olan neylerde boğum sargısı yapıldığını görüyorum. Belki estetik bir hava katmak için ya da mukavemet sağlamak için yapılıyor. Boğum sargısının zaten asil bir saza biraz daha şahsiyet kazandırdığını düşünüyorum. Keza başpareleri de genellikle manda boynuzundan -ki bugün yekpare bir başpare yapabilmek için yeterli çapta bir manda boynuzu bulmak kolay değil- parazvaneleri gümüş. Bazen de şah ve mansur gibi neyleri taşımak kolay olsun diye iki parça olarak yapıldığı da olmuş.

NEY SAZININ ÖZELLİKLERİ

Yedi perdesi ve dokuz boğumu ile geleneğin seslerini günümüze taşıyan Ney sazı, meşk halkalarıyla nesilden nesile aktarılan, geleneksel bir tavırla icra edilir. Bu aktarım sırasında neyin üzerindeki perde sistemleri de tekâmül etmiştir. Yani neyzenler, ney açkıcıları, başparesi, parazvanesi ve yedi perdesi olan neyin, geleneksel şeklini muhafaza ederek günümüze ulaştırmışlar; üzerine nakşettikleri perdelerin yerlerinde ise çeşitli değişimlere imza atmışlardır”

RIFAT VAROL KİMDİR?

1982 yılında Bolu Gerede’de doğan Rıfat Varol, ilk orta ve lise öğreniminden sonra 2003 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun olmuş. Fakülte yıllarında dini musiki ve ney meşklerine başladı. Kültür Bakanlığı Klasik Türk Müziği korosunda stajyer ney sanatçısı olarak görev alan Varol, pek çok televizyon radyo ve konser programına neyzen olarak iştirak etti. 2004 yılından bu yana “Neyneva Ney Atöyesi’nde Ney yapmakta olan Rıfat Varol, sanatını ve zanaatını icra etmeye devam etmektedir.

 

 

Avatar

Editör

En güzel haberleri oluşturur, düzenler ve siteye ekleyip, siz değerli okurlara sunarım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir