Babıali Sevdası

Babıali’nin son demlerine yetiştim. Gazeteciliği burada öğrendim diyebilirim. Çalıştığım gazetede gerçekten çok kıymetli isimler vardı. Onlardan meslekle ilgili o kadar bilgiler öğrendim ki.

Babıali’nin son demlerine yetiştim. Gazeteciliği burada öğrendim diyebilirim. Çalıştığım gazetede gerçekten çok kıymetli isimler vardı. Onlardan meslekle ilgili o kadar bilgiler öğrendim ki.

Gün içinde yaptıklarımız eğitim gibi olmasına rağmen, paydostan sonra da yemekhanede kurs görüyorduk. Gazetenin foto muhabiri fotoğraf çekmenin inceliklerini uygulamalı bir şekilde gösterirken, istihbarat şefi haber yazmayı, röportaj yapmayı, soru sormayı öğretiyordu.

Gazetenin her sayfasında çalıştım. İç haberlerden, dış haberlere, kültür sanattan, belediye haberlerine, spordan, magazine, ekonomiye kadar hepsinde çalıştık. İyi ki de tüm sayfalarda çalışmışız. Her sayfanın ayrı hikayeleri var bende. O yıllardaki ustalardan Allah razı olsun. Tüm incelikleri öğrendik.

İstanbul’da ilk ayak bastığım yer Harem. İlk çorba içtiğimiz yer Küçükpazar. İlk semtim Kurtuluş. Çalıştığım ilk yer Babıali yani Cağaloğlu. Buralar benim ikinci adreslerim. Her gittiğim gençliğime, ilk hikayelerime  gitmiş oluyorum aslında.

Gazetecilik hayatları Babıali’de geçen ustalarla bir birliktelik oluşturduk. Hepimizin göz bebeği olan bu semtin adına bir dernek kurduk. Bir haber sitesi oluşturduk. Bir zamanlar İstanbul’un en büyük gazetelerinin, yayınevlerinin,  en değerli yazarlarının, şairlerinin bulunduğu bu nadide semt hep hatırlansın, bilinsin, yaşasın istiyoruz.

Samimiyiz, heyecanlıyız, geçmişe bağlıyız, ustaların izindeyiz. İstiyoruz ki eski anılar hatırlansın. Gazetelerin çıktığı, kitapların yayınlandığı, karikatürlerin çizildiği, hatların yazıldığı binalar, değerli isimlerin ayak izlerinin bulunduğu sokaklar herkesçe bilinsin istiyoruz.

Babıali’yi birde usta şair ve yazarlardan dinleyelim

“Size bir yokuşu anlatacağım. Bizim yokuşu bilirsiniz değil mi? Eski adı ile Babıali (Cağaloğlu) yokuşunu. Gazeteler, dergiler,  matbaalar bu yokuşta toplanmıştı benim gençliğimde. Yokuşun alt başında Sabah matbaası vardı Mihran Efendi’nin. Başyazarı Diran Kelekyan. Üst başıdan İkdam Yurdu Ahmet Cevdet Bey’in.. Bir de şimdi tatlıcı olan Meserret’in yan sokağı Ebusuut caddesinde tercüman vardı. İşte koskoca Osmanlı İmparatorluğunun matbuatı bu kadardı.”  Yusuf Ziya ortaç yaşadığı çalıştığı yeri böyle tanıtmış kitabında.

Oktay Akbal’da ‘Bir de simit ağacı olsaydı’ kitabında şöyle diyor: “Babıali yokuşu. Biz öyle derdik. ‘Babıâli’den geçtin mi, Babıâli’ye gittin mi?’ Sonrakiler, ‘Bizim Yokuş’ adını taktılar. Şimdikiler ne diyorlar bilmem? Ünlü Cağaloğlu yokuşu, Sirkeci’den yukarıya doğru tırmanan yol. İki yanı kitapçılarla dolu bir kültür merkezi… Fotoğraflar çıkardı dergilerde. ‘Ünlü muharrirlerimizden falanca ile filanca yokuşu tırmanırken’ diye. Peyami Safa, Necip Fazıl, Yusuf Ziya, Nizamettin Nazif, Faruk Nafiz gibi ünlülere sık sık rastlardık burada. Hep de ağır adımlarla yürürlerdi…”

Nazım Alpman’da Babıali’yi anlatırken bir gerçeğin altını şöyle çiziyor : “Dönemin en önemli özelliği, gazetelerin ayakta kalmak için tiraja, satmak için iyi habere muhtaç yaşamaları ve basın patronlarının da bizzat gazeteci olması. Günaydın ve Hürriyet gazetelerinin sahibi Simavi ailesi, Milliyet‘te Karacan ailesi, Akşam‘ın sahibi Ilıcaklar, Cumhuriyet‘te etkili Nadi ve Uşaklıgil aileleri; gazetelerin iş ilişkilerine alet edilmediği, patronların gazetecilerle haber tartışmak için yazı işleri masasına oturdukları bir zaman, bugünden bakınca inanması güç gözüküyor.”

Şair Özdemir Asaf ne güzel tarif etmiş Babıali’yi şiirinde

Cağaloğlu Yokuşu

Dün gece yokuşu çıkıyordum,
Günlerden yetmişsekizdi..
Yaymacı
Eski kitaplarını bekliyordu
Kaldırımda
Eskiden olduğu gibi,
Alsınlar okusunlar diye
Başkaları da.

Bazı yerler değişmiş,
Bazı yerler eskiden olduğu gibi
Hiç değişmemiş..
İnenlerle çıkanlar;
Yaşlısı, genci
Basımevi, kitabevi..
Gelenlerle, kalanlar..
Aynı umular, aynı bekleyiş..
Adlarda, yapılarda okunuyor
Olmuşlarla olanlar..
Yalnız bir şey değişmemiş;
İniş-çıkış, geliş gidiş.

Bu yalnız benim için değil..
Nasılsa benden önce;
Yüz, seksen, elli..
Benden sonra da olacak,
Besbelli.

Benim de demek istediğim:
Dün gene yokuşu çıkıyordum
Günlerden yetmişsekizdi..
Onu-buna kimilerini sordum,
Çok azı bildi.

İşte geçerken dün o yokuşdan,
Günlerden yetmişsekizdi,
Saat yetmişsekizdi..
Otuzsekiz saat önce oradan
Şarkılarıyla, şiirleriyle
Bir şarışın geçmişdi..

Onu soruyordu şimdi
Bir sakallıdan..
Ne bilsindi.

 

Ahmet Dur

Ahmet Dur

Ahmet Dur

Bu alana biyografinizi ekleyebilirsiniz.

8 Yorum “Babıali Sevdası”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir